Showing posts with label poem. Show all posts
Showing posts with label poem. Show all posts

lion

 

Seven Dolls Temple, Yucatán, Mexico by Hugo Borges

it was the night
i just went offline
it was the dark
a demon urged to cross the line
it was the spark
the witch broadened my eyeline
it was was the night
i brought the spring from the skyline

the very end (a.k.a. punch)

A secene from Amore e morte nel giardino degli dei, 1972

one punch
one punch more
some inches under the heart
a hard one just on the core

a kiss
away from the lips
one touch
just to explore
no light catched by the glimpse
one punch just before the fall. 

43



yalnızken
karnındaki küçük evren
yoksa seni besleyen

derinleşmeden
yüzeyden
alıp vermeden
eğlen

uzaklaş insan lekesinden

içerden bilgilen
dışardan zevklen
hiçbir şey beklemeden

isteyen gülsün
isteyen ağlasın
sen giderken. 

Şemyaza

 

sayılamayan saatlerin
düşmüş meleklerle
gecelerde
ıslak ve sıcak
kurbanların nerde?

bilinmeyeni açık ettiğin
açıktakileri lanetlediğin
karanlıkta nurlanan
kadim ayinin
ne zaman?

yükseltecek olsan 
yakar seni
sözlerin
ışık sanıp izlediğin
şeytanlarına 
verdiğin.


B-right

 

that yellow light
in my heart
I thought I forgot
as safe as home
as far as winter star

wise and bright

remember 
for what once god sacrified
his eye on the right

so 
smile
reach
touch
sober or not
just ignite.

cumhuriyet

 

hayatı severken
yarın için heyecan duyarken
geleceği kurarken

hayatı ciddiye alırken
giyinirken
düşünürken
çalışırken

baskı altındayken
başarırken

özgür bir nefes alıp
yanındakine omuz verirken

ve yalnızken

eğlenirken
öğrenirken

ezberleri unutup
tekrar öğrenirken

asla vazgeçmeyip
bıkmadan
yeniden
daha güzel yaparken

ilhamımız hep senden.

sur

cesur bir adım gibisi yoktur
o anda biraz ölürsün
ayakta kalacak kadar yaşarsın
kirli nefesi verirsin
kime afyon olacak bilirsin
biraz daha değişip
bir gram hafiflersin

cesur bir kaçış gibisi yoktur
bütün evreni tersten inşa edersin
aynayı nereye koyarsan
ardındaki duvarı yok edersin.

feeling

you sit down somewhere
with your heart fresh

maybe a train
maybe a cosy corner of
where you're dining

after you took care of everything
feeling satisfied
not saturated
there's still room for extra pleasing

you're at the table
comfortably handling
your small thing
dark
wood
red
walls
smoky 
light 
sneaks
in.

can

herhalde
o zaman geldiğinde
kim olsa yabancılık çeker

çocuklar
kitaplar
müzikler
dolapta katlanmış düzenler
bildik, küçük yemekler
evim, yuvam, köşem dediğin yerler
devam etsin istersin
bildik, küçük hisler

kim bilir
o zaman geldiğinde
can kuşu nereye gider...

sana ait olur mu senden kalan sensiz izler.

Tekne

garibanın ekmeğini yoğurur anası teknede
beş kardeş doluşurlar
bayram ziyareti komşu köye
sıska at yavaş çeker
dört tekerli
boyalı bir tekne
traktörün römorku
kamyonetin kasası
steyşın toros'un bagajı
altta serili battaniye
kara gözler hızlı mersedes'te
şeritler birer birer geçer
direklerin sayısı bin üç yüz elli beş eder
saçını sert yalar rüzgar
her tümsekte yüreği yola düşer
camdaki buğudur nefesler
rengi azalmış çocuksu hayaller
şafaktan evvel teker döner
reo'ya biner on yedi er
sımsıkı kavranmış tüfekler
aklı at arabasına gider
üç kahpe kurşun yakar
ah demeden yere düşer
bir ucu baba omzunda
köylüler dört kollu tekneyi çeker
nişanlısı inceden inler 
garibanın ömrü hep teknede geçer.

Saat

Daima güneşe doğru
herkes kendi zamanını yaşıyor
bir nefeste benim kalbim
belki on bin defa atıyor
bileğimde nabzım var ama
gözler hep saate kayıyor
çırpı bacaklı yalnız çocuk
bugün kırk yaşına basıyor.

Animal

an animal
(that) can talk on my demand
hungry
hence (it) loves hunger
still
as (she) receives my anger
utensil
until my mastery goes no longer.

Toz

bilgide arınıp
kusursuz bir sarıda
kendime sarılsam
bir hayvana dönüşüp
köşemde parıldayan toz olsam
kuru
hafif
terli
ölüp de doğmuş
değerli.

Limits

beyond all the dreams
below all the stars
at the edge of the limits
no one knows my scars.

Kum


benim kumsalım
köpüklü denizin yanında değil
yüksek dağın eteğinde

kavrulmazsın
öğlen güneşinde
sarhoş olur, savrulmazsın
ayın
serin
gölgesinde

deniz kabukları kaçar senden
dalgın adım gezinirken
akrepler çıkar gelir
kurak kumun derininden

bin yıl kalır ayak parmaklarının şehvetli izi
bin yıl okur, öğrenirim
izlerinde sakladığın derin gizi

benim kumsalım
sarı değil
biraz siyah
çoğu gri
uzanıp dinlenemezsin,
yağmur döver
rüzgar keser
üzerindedir kör baykuşun
dik gözleri.

Biri

başından beri biri vardı, biri
karanlık sularda yıkanmış
her şeyden evvel
pis biri 
yılanın dili
elmadaki diş izi
günah gibi
ahlaklı biri.

Meyve

Provided from Shirley Buxton's blog.
şehrin köşesinde
güzel bir ağaç var
meyveleri kaldırım taşına düşer
koklar, sesleri dinlerim
ıslak adımlarının
çıplak seslerini dinler gibi.

Umbrella

let's live
on a black beach
just in the shadow of the volcano
watching the toxic rocks
fly and sizzle upon us
as if they are our dark stars
our dome is in my hand
a black, held umbrella
the weak candle in your hand
is our erupted sun.

Sin

dress my words
let my sound sniff your skin
undress the garments
always carry my symbols within
smile and hide 'em in your mouth
as if you whistle in the heaven
while you're digestin' my little sin.

Kalan

herkes zannediyor ki
hikaye gidenin
hararetten görünmüyor
ateşin altındaki zemin
yaratılmış ve yok edilenler
peşinden şarkı söyleyenin
bir taş gibi
gökyüzünün derinlerinden gelip
yolun yanında bekleyenin.