![]() |
Gilles Deleuze ve Félix Guattari (1980, Marc GANTIER, Fransa) |
Şimdilerde, hepimiz karar vermeyi ve yorum yapmayı makinelere devretmekten veya hayatı yaşayışımıza dair kritik fikirleri makinelerden almaktan bahsediyoruz. Bu durum, epistemolojik bir soruyu su yüzüne çıkarıyor: Makineler hangi dine, politikaya veya kanuna göre bir bilişsel zemin oluşturmalı?
Helal makine, koşer makine, kraliyet yanlısı makine, liberal makine, komünist makine, millyetçi makine, çevreci makine, faşist makine, şii makine, aydınlanmacı makine, anarşist makine, otoriteryen makine, demokrat makine ve daha binlercesi...
Her topluluk kendi değerler zeminine uygun makine varyansları mı kuracak? Bu olacaksa, nasıl olacak?
Makineler evrensel, yani pozitif bilime dayalı bilgilerin işlenmesi temelinde değil de sosyal yönetim tercihlerine göre programlanacaksa, bir dünya kurulur kurulmasına ama bilgi sistemleri üzerinden küresel entegrasyon olasılığı da bitmiş olur belki de. Geçtiğimiz hafta toplanmış olan Birleşmiş Mılletler Genel Kurulu’nda takip ettiğimiz gibi işlevsiz söylevler üretecine dönüşebilir bilgi sistemleri...
Örneklerini bugün görüyoruz: Çin makineleri, Çin politik görüşüne ve devlet yönetim esaslarına uygun yorum ve bilgi üretimi yapıyor. Çin yasaları böyle tanımlıyor hayatı. Amerikan makineleri, görece daha liberal yorum ve bilgi üretimi yapıyor gibi ama akademik şeffaflık yok, şirketlerin ajandalarına göre tanımlanıyor hayat. Nasıl her ülkenin eğitim sistemi o ülkeye dair pozitif ayrımcı bir düşünce ile insan yetiştirmekteyse, her ülkenin makine eğitim sistemi de benzer bir tutum sergileyecek her halde. Eğitim bakanlıkları “makine eğitim müftedatları” ortaya koymaya başlayacak belki de. Her ülke kendi yankı odasını derinleştirecek ve kalabalıklaştıracak olan makineler mi devreye alacak? Bazı ülkelerde bazı "uygunsuz makineler" aforoz mu edilecek? Uygunsuz makine imal edenler için mahkemeler mi kurulacak?
Bu mantığı yürütürsek, günümüzde her bilgisayarın, elekronik cihazın içine gömülü ve neredeyse zoraki gelen yapay zeka özellikleri artarak devam edeceğine göre ve bu makine zekalarının yorum, karar ve bilgi üretim yöntemleri bulundukları ülkenin siyasi, dini, sosyal durumuna göre uygunlaştırılacaksa, "politik makinelerle" bilişsel entegrasyona doğru ilerleyeceğimiz sonucuna varırız... Bu durum tez, anti tez, sentez üçgeni, mukayeseli düşünme, eleştiri yapabilme, bilimsel yöntemi işletme gibi çağlardan beri insanlığı somut olarak geliştirmiş olan birçok güvenilir yöntemin zamanla yok olmasına neden olabilir.
Bilimsel yöntem ile ortaya konan gerçeklerin siyasi emellerle eğilip bükülmesi sonucu baş gösterebilecek felaketlere bir örnek olması için Stalin-Lysenko ikilisinin Sovyet Rusya tarımına, genetik ve biyoloji bilimine nasıl zarar verdiğini incelemek yerinde olur. Merak edenler burayı takip edebilir. Ayrıntısını okumaya vakti olmayanlar için söyleyeyim: Sonu hayırlı olmuyor, düzeltmek on yıllar alıyor.
Daron Acemoğlu’nun 2024 yılında yazdığı, “The AI Safety Debate is All Wrong” başlıklı makalesinde belirttiği gibi yapay zeka odaklı bir felaket ortaya çıkacaksa, bunun sebebi makineler değil insanların makineleri kullanım tarzı olacak.
Bilgisayarlar ve bilgi sistemleri alanında profesyonel faaliyet gösterecek kişilerin bu alandaki bilimsel ve teknolojik gerçeklerin yanı sıra felsefe, özellikle etik ve bilim felsefesi, siyaset, bilişsel bilim ve psikoloji alanlarından da haberdar olarak işe devam etmeleri zaruri olacak bence çünkü her tip bilgisayar birer siyasi ögeye dönüşecek gibi görünüyor…
Biraz dikkatli bakınca, karar veren, yorum yapan ve bilgi üreten makinelerin, aynı toplumlarda söz söyleme ve karar verme otoritesine sahip kişiler gibi, kendisine yöneltilen bir soru karşısında “bu konuyu bilmiyorum” diyemediğini tespit edebiliyoruz. Her şeye dair söylenecek söz daima var, yeni bir şey öğrenmeye yarayacak boşluk neredeyse hiç yok gibi. Bilgiler tastamam(!).
Hadiseye bu açıdan yaklaşırken, başka bir çıkmaz sokak belirmeye başlıyor: Makinelerin bilgi üretimleri, mantıken, birer “sentetik veri” olmanın ötesine geçemez. Gerçek hayat deneyimlerinden temellenmeyen bu sentetik ve “sembolik” verilere dayanarak sosyal dinamiklerimizi tepeden inme bir tarzda belirler ve insanlara bu ölçüde yaşam tasarlarsak hayatı sığlaştırmış oluruz. Saygıdeğer felsefeci John Searle tarafından net bir şekilde dile getirildiği gibi “Syntax is not semantics. Simulation is not duplication”. Sadece sözdizime (syntax) dayanan simülasyonları gerçek hayat sanmak büyük bir yanılgı olur.
Eğer bu hataya düşülürse, ilginç bir sonuç daha ortaya çıkabilir: Sadece deneyim ile öznel düzeyde vücut bulan ezoterik bilgi, tamamen dile ve tarife bağlı egzoterik bilgiye indirgenmiş olur. Dünyada ezoterizm biter... Ya da politik makinelerin yanında ihitiyaca binaen “ezoterik makineler” de ortaya çıkar. Her iki durum da bambaşka bir yazının konusu.
Şimdilik mola.
Düşünelim.
