Masa

Provided from Ramazan Dicle's blog.
olumsuz
bir masa.
köşeli,
tahta,
üstü kaplı
çatlakla.
denizin yamacında
ihtiyar
bir masa.
akşam güneşinde
sohbet olmasa
oturmam başına
asla.
iki sandalye
var
etrafında.
üçüncü
hep masa
altında.
sözler
daraldıkça
yukarda
aşağıda
nefes alır
şeytan
ufak bir
temasla.
olumsuz
bir
masa.
çürük,
pis,
tahta.
sırtında
sırlar
taşımakta.
sen bilmesen de
yatakta,
ikinciyi de
üçüncüyü de
o çirkin
masa
tanımakta.
dört
ayaklı
ve
ayakta.
son derece
olumsuz
bir
masa.

Zakkum

Asfaltın yamacında yanan
pembe
zakkum,
Ekilmemiş,
         dikilmemiş.
Kök salıp
           özgünce dirilmiş.
Yabanıl özgürlüğü
                           malum
Kendi kökünün sağlamlığına
                                           mahkum.

Trust

your small feet
taking brave steps
on the high heels.
fire walk with me
and see
how it feels.
holes on paper
left to me
neatly burnt
by your tips.

5/5*

A screenshot from the movie Angel-a by Luc Besson.
aklımı dolduramadın
hiç!
içimi burktun
hep!
tek gibiyim,
görürsün
beni
çift!
istersen
göğsümü
tep!
istersen
sesimi
iç!

*Death grubunun beşinci albümünün beşinci parçası.

Translate

A Scarlett Johansson screenshot from the movie, Lost in Translation.
translate me
into your inner voice
then
try to find the
pieces suddenly lost.

Büyü 2

çocukluğum kucağında yatmakta
minik elim başka eli tutmakta
suskun ve suçlu, odada saklanmakta
büyümeyi bekliyor, karanlıktan korkmakta.

Devlet Parasız Yatılı

devlet parasızdı,
biz de yatılı.

okulun yarısı malatyalı,
elazığlı bir kısmı,
azınlık ise yatılı.

cuma
bayrak töreni sonrası
hep ıssızdı.

zayıf akşam yemeği,
banyo sırası,
yarın için
beklentiyi
öldürürdük
çünkü
berbattı
cumartesi
kahvaltısı.

iki saat kaynatınca yumurtayı
neden yeşerir sarısı?

kahvaltıyı anlamakla başlıyordu
lise kimyası.

uykumuz bitince kalkıyorduk
                  hafta sonu sabahları.
bir önceki akşamdan
           ranzanın yamacına yığıyorduk okunacakları.

inmiyorduk
kahvaltıya.

uyanıyorduk
sadece.

yorganın altında uzanıp,
uyanıyorduk.

saçları yağlı,
bezgin iki delikanlı.

konuşmuyorduk.
okumaya başlıyorduk.
değiştirerek okuyorduk.
açlığa tahammülümüz kalmayana dek okuyorduk.

sonra gidip çay-probis yapıyorduk.
biraz da kantinde okuyorduk.

ranzalara dönüp okuyorduk.
karanlık çökerken hafta sonları
yoksunluğa boğulurdu
kahverengi pansiyon odaları
demir parmaklıkları
kalorifer boruları
erkek mescidi
hemen yanında
kilit altındaki
öğrenci valizleri.

akşam yemeğine inmiyorduk.
yorganın altında
karanlıkta okuyorduk.
ışığı yakmıyorduk.
körleşene dek okuyorduk.

o en iyi tıp fakülesine girdi.
ben en iyi olmayan mühendislik fakültesine.

o 6 yıl sonra
dördüncü sınıfta
veda etti tıbba.

doktorluğu terk etti
ve şimdi doktoralı felsefeci.

ben hala
yatar okurum
eminim
o da...

değişen sadece
içinde olduğumuz oda.

Soluk

 Scattered Crowd by William Forsythe.
Yalnızlığın içindeki yalınlık
Bir anlamda,
             ölüme yakınlık.
Uğultunun içinde usul bir soluk
O soluk olmasa
                 gelecek yokluk.

Explore

My domestic left hand
was watching
While the other one
was exploring
and touching.

Efendi 2

Gerdanlıktı istediğin
Bulduğun, çıplak ellerim
Nefesim kesilsin dedin
Boğulduğun yer kafesim.

Daydream

Provided from Boothemes.
In the mouth of the boredom
A big mouth, which is so white
We can daydream in a dark room
And eat together the senseless light.

Sandık


sen 'asıl' dediğini geçmez mi sandın?
düşünle düşüncenin arasında kaldın
kurt ile kuzuyu ben yan yana saldım
sulh içinde yaşarlar, yurtları kalbim.