Doktrin

her gün biraz daha eksilirsin
ölmeyi iyi öğrenene dek,
herkesin seni zannettiği şeysin
iyi görmeyi öğretene dek,
her nefeste ateş içinden geçsin
yanmayı değil sönmeyi hisset.

Haze

aforesaid grey haze
has already come,
two hungry ravens
stand still on my tomb,
I still have blood,
within my flesh,
my heart had once pumped.

Yaş

denizi,
akşam güneşini,
yolu, yordamı
düşünmezdim
aynaya bakar,
"burnum nasıl olacak" diye düşünürdüm
"sevgilim kim olacak" derdim
sonra
eşyalarımı dizerdim
toprağa birkaç insan verdim
karanlık ormanlarda gezdim
birçok şey denedim
büyümedim
her günün sonunda, güneş
sadece benim üzerimde battı
zaman öldürmedi,
taşladı
sonra
birden,
her şey
yeniden başladı.

Brother

how much time
do you think
our brothership can last,
how many battles
did we fight,
before
our veins filled with rust
we’re in the role
we don’t know
somebody else
has already cast.

Tatlım 13

sigarayı derin çekip
yağmurlu gecelerde uzak olduğumuz günlerdi tatlım
cuma'ları çok içip sabahında sarhoş kalkmazdık
yan yana oturur,
birbirimize bakmazdık 
şimdi kökümüz belirgin,
gönlümüz daha tedirgin
söylesene,
bana o günlerden neler getirdin?

Deri-n (Tatlım 12)

A shot from the movie, Nymphomaniac.
beni derinde sakla tatlım
her geçen gün farklı bir renk olayım
gölgem herkeste merak uyandırsın
fark edilmemek için derinde mana bulayım.

Şeytan

her akşam
kürek kemiklerinin arasından
tırmanıyor sinsi bir şeytan
kokluyor saçlarının ucundan
bıraktığım tılsımı fark edince
hemen sıvışıyor sol gözünün yanından
işareti silemiyor maddenin manasından.

Damla

Photo by Edouard de Pazzi
kanımın tadısın
gizemli nehirden gelen
girdaplı bir damlasın
tenime yapıştın
buharlaştın
içime çektim
kanıma karıştın
etimle tırnağmın arasında,
kabuğun altında,
dilimin ucundasın
lanetleyen,
yaşam veren,
dumanlı,
mavi,
bir damla tanrıçasın.

Hide

it's hard
for a dry heart
to fly,
cold night falls
every day
but you can't say
"sun died"
it's so easy
for a perfect drop
to slide,
the earth embraces you
but I can't say
"you hide".

Tatlım 10

biz bugün çok fena yenildik tatlım,
ama inan, isyanımız muhteşemdi
kuruduk, tozumuzu toprağa kattık
son kahkahalarımızdan bir orman yeşerdi.

Thunder

wherever you wander
you're bringing your
mystical flame of wonder
it's not right but
it's either not a blunder
keep my right hand
get
wet
and spark
as if you're my thunder.

Yarın

Emerson Vidal during a butoh performance.
bana bir tat ver
hiç bilmediğim
korkarak yaklaşamıyorum sana
üç parmağım kaldı
yerinden etmediğim
bana bir gece bağışla
karanlığı delemediğim
tersten ve karmaşık öğret bana
aklımdakileri sileyim
rüya ile büyüyü
gerçek ile kötüyü
hayal ile ölüyü
birbiriyle aynı bileyim
irademi al
ceplerimi boşalt
zincirini çıkart
ellerime bırak
emirler yağdır
tekinsiz bir tempo başlat
toprak olayım
tuza bulanayım
giysilerimin içinde
çıplak,
keskin kenarlarında
tutsak
kalayım
beni insan yapan her şeyi
dişlerine sunayım
hisleri kokusundan tanıyıp
sözleri dudağından emeyim
her şey belirsiz olsun
ertesi gün aniden öleyim. 

Seslen

benimle konuşurken
sözleri uzatma
bak,
gör
ve seslen
benimle güneşin izini sürerken
yaslan,
dinlen,
gözlerini parlat,
çizgileri say
eğlen
biz ışığın peşindeyken
parmağımın ucunda
lezzetli bir damla,
damlanın etrafında
ferah bir nefes,
karanlık çöker,
zaman
hep
erken.

Çığ

Provided from Bill Tyne's Flickr page.
içime aniden
tok
bir uğultuyla düştün,
bir çığ gibi düştün
aydınlıktı,
serin
hayat gibi ıslaksın
ama
bulunduğum yer
çok
derin
beni
boğacak
eriyen
hücrelerin
sen
yine de
bahar güneşine
sevin.

Witchcraft

your place is always yours
your non existence is 
a sort of deep poetic source
a sip of smell
a little spell
on the tiny threshold
of the gates of hell
sounds like witchcraft
or
maybe
a sweet story to tell.

Umut 2

A shot from the movie, I Origins.
bilmek çok güzel
bilmediğin yolda gitmek de
düşünmek çok güzel
düşünmeden sevişmek de
sevmek çok güzel
sevilmeyi bilmek de.

Pagan

hayat güzel akar
her güzellik ölene kadar
sende yaşayan yan
çok daha büyük yokluğa kayandan
bu yüzden çizgilerin arı
bünyende kalan öz
besliyor şah damarı
nefesine dönüp ışığa dalınca
uyanıyor
karnındaki tanrı
yalnızca bir damla can
estiğinde bende tortusu kalan
bir de
tatlı
bir
heyecan,
akıntıdan bir an müsade alan,
yaşamı besleyen,
yanında rahatça uzanan.

Tabanca

tam elime göre,
küçük
ve
yoğun
parmaklarımı ayartıyor,
tetiklenmek istiyor,
çok sıkı,
tepkili
kapkara parlıyor,
karşımdaki
bir kıvılcım görüyor,
şanslıysa
tok
bir
ses
duyuyor,
yere yığılıyor
ben dumanı soluyorum,
hala elimde duruyor,
kılıfı yok,
çıplak
gözlerim kamaşıyor,
tenime dokunuyor,
sıkıştırdığım yerde duruyor,
başta serin,
zamanla
ısınıyor
tam elime göre,
yıpratıcı,
ama güvenilir,
sadece sıkı tutmak gerekiyor.

Kaplumbağa

çanakkale'de güneşten kavrulmuş
bir bostana girip
dalından sıcak
ve
olgun
bir domates koparmak isterdim
sonra
yüksek taş duvarın dibinde oturup
güvercin gurultularını dinleyerek
gölgeleri, yaprakları
izlerdim
duvarın yanından geçen
kabuğuna
cam
şişe
saplanmış
kaplumbağaya bakardım sonra
ve özür dilerdim 
"o zaman daha çocuktum" derdim.
kaplumbağa da bana bakardı
kara
küçük
gözleriyle, 
"ben hala kanıyorum ve sen hala çocuksun" derdi
kalkıp eve giderdim,
salçalı ekmek yerdim.

Edge

Photo by Lucien Clergue
i'm missing your edges honey
bring your edges back to me
no matter how sharp the are
no matter how deep they cut
all i recall
is your lines are terribly hot
i want your edges beside me
my fingers will trace every line
and prove what my eyes see
the missing portion is your mystery
undefined,
until you recline me.


Rahat

ne doğduğumda sevinmiş olanları
hatırlarım
ne cenazemde ağlayacakları
bilirim
beklentim yok
keyfime bakarım
öperim
severim
ölürüm
ertesi gün
yenidem
doğarım.

Pislik

korkuyu bir dolaba kaldırdım
sinsi ve salyalı renksiz gözlere
pis paçavralar tıkadım
homurtusu kesilince
cesedini
akşam güneşine daldırdım.

Tüy

sözlerim var, yerli yerinde
göremeyeceğin
kadar
derinde,
verdiğim cevapları
bilmiyorsun,
aynandaki
lekelerle meşgulsün
güneş yukarda ama
gözlerin yok,
ışığımı yakalayıp
bir kez daha gülsün
ağırlığın kadar eksilirsin,
bulutları düşleyen
kökü kurumuş
bir tüysün.

Dog

Provided from Susan Black's blog.
I'm a dead dog
on a rotten waterfront
there are three rusty nails in my crock
I am your dead dog
I took care of you
and you always flogged.

Wave

I know your named marks,
I dropped,
have already vanished
I was always touching your righ chord
in a sudden,
the chain has perished
I know you're freezing, it's not cold
it's just a wave
in the illusion
we have cherished.

Mis(s)fit

on the days you bleed
the tone in your voice is a blade
words are translated
into emptiness
where my heart can't properly fit.

Tatlım 5

söylesene tatlım,
en son hangi yatağı dağıttın?
kokunu,
nemini,
sesini
nerelerde bıraktın?
okyanus gibisin tatlım,
binbir çeşit dalgayı
karanlık dehlizlerinde köpürtüp
birbirine kattın.

Köpek

ben
belki de bir köpeğim
karanlık bir
sabahın ayazında
çelik tellerin dibinde
nöbetteyim
belki de ben
sadık bir köpeğim
acıkınca değil
verilince yerim
kuru ve temizse
yerim
ölene dek beklerim
görünürde kurt gibiyim
gölgeler sürüsüne hükmederim
ama aslen
sadece
güçlü bir köpeğim.

Kaplan

hapsetmiştim kaplanı,
kör kilitli
dar kafesi
vahşi
ruhu
kapladı
yaklaştı,
pençesini
yüreğime sapladı
oysa hapsetmiştim
öfkeli
kan kardeşim
kaplanı.

Tatlım 4

Entombment of Christ, 1672, in Saint-Martin Church in Arc-en-Barrois (Haute-Marne, France)
içemediğim içkileri sen biriktir tatlım
yazamadığım kelimeler
damla damla gözünden aksın
düşüncelere dalıp gönlünü karartma tatlım
her gün doğan güneş
nefesine nefes katsın
rüyanda gördüklerini kimseye anlatma tatlım
yaşanamayacak olanlar
yalnız sende saklansın
eş dost bildiklerimizi evimize alma tatlım
bana ait eşyalar
bıraktığım yerde kalsın.

Kül

aşağıya bak
beni göreceksin
oradayım
tozların arasında
üzerime bas
iyi hissedeceksin
kaybolayım
parmakların arasında
bir ateş yak
terleyeceksin
kül olayım
gözlerinin karasında.

Ölüm

eskiden ölünmüyordu
bisikletten düşülüyordu
kolun filan kırılıyordu
dizlerin kabuk bağlıyordu
dikiş atılıyordu
izi kalıyordu
şimdi ölünüyor
sızı kalıyor.

Kramp

Tahliah Debrett Barnett (FKA Twigs), in the video: tw-ache.
kendini kesmeye yeltendi
bir haz duydu
ama
tedirgindi
hazzı karnında biriktirdi.
birden,
hiç tanımadığı bir kramp
ayağını
ele
geçirdi.
adam geldi
ve
krampı gevşetti
şehvetli eli.
kadın evvelden beri iki çeşitti:
bir kesimin adamları ağrıyı dindirirdi
diğer kesimi tanrılar doğarken lanetledi:
ağrıya fayda vermezdi onların adamlarının
eli.
her yeni krampta
adamından şifa umut etti lanetli,
şanslı kadın ise gergindi:
adam bir sonraki krampı da halledebilecek mi?

Ta

Nymphs and Satyr by William-Adolphe Bouguereau, 1873.
melekler sana yakın
şeytan aynamda saklanmakta
köklerim sımsıkı toprağında
yapraklarım başka dallarda hışırdamakta
cesedimi boğdum şarapla
ruhum güneş gibi parlamakta
hiçbir şeyi biriktirmedim
umudum avcumdaki minik parmakta
sebepleri gerdanına takın
cevaplar yolları arşınlamakta
temizlenmekten vazgeçtim
evrenin merkezi boynundaki küçük nokta.

Tatlım 3

Lady in Red by Kristin Crestejo.
seni rüyamda gördüm tatlım
kırmızı elbisenin içinde çırılçıplaktın
apartmanın zeminine yalınayak bastın
sevgilin yanındaydı, bana kocaman baktın
kırmızı içkiyi sana verdim
maviyi ben tattım
rüyamda
uzak bir şehirdeydik tatlım
içindeydik dev bir binanın
duvarlar sessizdi, birçok yankıyı bedeninde birbirine kattın
buğulu aynada küçüktün
bana kırık kenardan kocaman baktın.

Var

şarkılarım yok,
duyduğum her şeye melodi katıyorum
korkularım yok,
yorganımın altında hapis yatıyorum
günahlarım çok,
cennet kapısında sahte bilet satıyorum. 

11

I am the numbers
on your skin
on the day after you're last seen
you've got 11 spots for naming

I am the colorful names
on your skin
you'll forget the names
but always remember
how I stream in.

İfşa

Girl Reading a Letter in an Interior by Peter Vilhelm Ilsted.
rengimi bulsam
belli edeceğim
kendimi
herkese
açık edeceğim
rengimi
bir
bulsam,
ferah ve güçlü bir söz söyleyip
yanına geleceğim,
avcundan bir şeyler alıp
yavaşça yiyeceğim
bir tutam ışık versen
rengimi
belli edeceğim.

Efendi 4

Maggie Gyllenhaal & James Spader in the movie Secretary.
fark edince
efendininin
gizli
işaretini,
kurulacak aniden
ruhunun kadim
cehennemi,
ustalıkla
aldığında
elinden
seçenekleri
bir bakışta kaynatacak
vücudundan
sızan
nemi
tersten kuracaksın
var sandığın
düzeni:
günaha sebep sayacaksın
ödediğin
peşin
bedeli
git gide tıkanacaksın,
her hareketin
onun emri,
itaatkar teninde
kuruyacak
efendinin
zehri
gün ışığı yıktığında
güven dolu cehennemi
ağrıyla yankılanacak
bedeninde
parmak izi. 

Rite

4,800 years old Methuselah tree in Nevada, USA.
call the wolves,
louder and louder
play the drums
feed the ravens,
darkening the skies
burn my pagan heart,
blow the ashes to your
wicked gods.

Bağ

seni bir gün
iskeleye bıraktım,
gemiden indin,
yağmurda kaldın,
ben de bıraktığın boşluğu
okşadım,
üşümedin,
ıslandın.

21

Monica Belluci by Helmut Newton.
ten years,
before we heard the same song
by our senses;
and ten more years,
before I hid you
in my
folded verses;
and one more night,
your lips sealed mine,
with the leaking curses.

Banyo

Provided from the blog: The Soul of Japan.
mesela küçük bir adım atarsın
sıcak suyla ıslanmış zemine,
küçük damlalarla sen de akarsın
parmaklarım dokunuyormuşçasına tenine.

Now

now is the time
I want to bite you
now is the very moment
your tingling powers pass through.