Umut

ne olur koyma beni
kendinden
uzağa,
mana buluyorum bakınca
çöp deyip
attıklarına
saklama benden
ayağındaki kiri
orada kalmış
seni
getiren yolun
gizli izi
aldığın her lokmadan bir de bana ver
açlığım bende baki;
alsın isterim dudağım
dudağından
haber
katlayıp çantana koyamasan da
götür sözlerimi,
unutulmasınlar
masanda,
bunaltan gecelerde uyanınca
ne olur
bazen
beni
de
hatırla.

Köşe 2

bir köşe var,
kimse bilmiyor;
ahşap duvarlı,
yerde siyah bir kablo sarılı,
bir de sandalye var;
ayrık bacaklı,
o sandalye
senin
seni sakladığım yerde
kimse bulmuyor,
sen dahi
bazen
şüphe ediyorsun,
satırların arası
karanlık ve derin,
anlasaydın
öperdin.

Perspektif

Vivien Leigh and Clark Gable, kiss scene from Gone with the Wind.
her adımda
sana
yaklaştığım halde
küçülüyorsun
bence
küçük büyüler
yapıyorsun
mesela,
tam yanında duruyorum
başını yukarı kaldırıp
bakıyorsun,
küçülüyorsun
mesela,
merdivenden çıkarken
arkamdan yürüyorsun
küçülüyorsun
küçük
adımlar atıyorsun,
sesini alçaltıyorsun,
açıları daraltıyorsun,
yükselerek öpüyorsun,
küçülüyorsun
küçülünce
sızmak daha kolay
biliyorsun
bence
küçük büyülerle
beni büyütüyorsun
ben yaklaştıkça
sen
ne
güzel
küçülüyorsun.

Fall

I call you evening
You call me spring
Then we fall
In a pile of snow
But we're not fallen, at all.

Yağmur

Maria Schneider's Bath scene from the movie, Last Tango in Paris.
yağmur gibisin
duvarlara yakın yürüyorum
gözlerimi saklıyorum
yağmur gibisin
başımı öne eğiyorum
adımlarıma dikkat ediyorum
yağmur gibisin
sanki sakinken daha iyisin
koşsam kurtulurum diyorum  
yağmur gibisin
küçük dokunuşların kaçınılmaz ve serin
hoşuna gidiyor olmalı bedenim.

Kurt

Provided from The Cyclic Librarian. 
kalbimdeki kurt yeniği
güneşsiz bir sabahta
ıssız bir mahşer gerginliği. 
neyse ki
akşamları biliyorum,
sabahki tadını
çok merak ediyorum.
boşlukta
izini
sürüyorum.
bir kurt gibi
kokluyorum.
kalbimde
dikenli bir sarmaşık
gibi
kurt yeniği.
bir
kurt
gibi
inliyorum.
neyse ki
akşamları biliyorum.

Av

aynı sürüde avlansak
koşsak aç aç
terlesek,
koklasak birbirimizi
baksak aç aç
güçlerimizi sınasak
ölçülü davranmasak
yaralansak
beraber kanasak
sonra
bir sigara yaksan
üflesen dumanı
yere atsan bitmeden
biri alır belki yerden
sonra
belki aşık olur sana
sigaraya sinmiş
dudağındaki nemden
sonra
yüz vermesen ona
beni öpsen
konuşur gibi öpsen
sonra
birlikte karnımızı doyursak
aynı sürüde avlansak,
ağzımızla
bir şeyleri kanatsak
bana garip garip baksan
biraz koklasan
uyusak
güneş doğmadan.

Küçük

A piece from 'follow the leaders' by Isaac Cordal.
biz
küçük insanlar,
küçük sözlere
darıldık.
küçük dertlerimizi
küçük öpücüklerle
çözünce
küçük kollarımızla
sarıldık.
küçük
ve
insandık.
küçük güneşli sabahlara
küçük gözlerimizi
zor
açtık.
biz
küçük insanlar
küçük ruhlarımız için
küçük şehvetler aradık
uyanamadık
uyarıldık.
biz küçük insanlar
küçük yargılara vardık
sandık,
sanıldık,
yanılmadık.
büyüklerimizin
yolundaydık.
biz küçük insanlar
kocaman
gözlerimizle
küçük insanlara
büyük
baktık.
anlamadık
ama
baktık.
bıkmadık.
baktık.
batmadık.
kocaman
baktık.
küçük yaramazlıklar
yaptık.
küçük kafalarımızla
büyük cehennem ateşleri yaktık.
biz
küçük
insanlar
kendimizi
tek sandık.
hepimiz
aynı
küçük
sandıktaydık.
küçük
kalabalık.
çoğalarak
küçük
kaldık.
biz küçük
insanlar
küçük
göz yaşları ile kutsandık
küçük
güzel ayaklarımızla
uygun ve
asi
adımlar attık.
dev
bir
aynanın
karşısındaydık.
yansıyan
küçük
ışınları
kocaman
gözlerimizle
kaptık.
küçük
insanlara
fazla
geldi
cennetteki
büyük
yalnızlık.